İnsanın arzusu bitmiyor,memnuniyet kadranı hiç yukarılara çıkmıyor.Bir zaman makinesi yapılırsa işte o zaman herkes şimdiyi,şimdide kendisine verilen nimetlerin kadrini bilecek ve "teşekkürler" diyecektir...
13 Ağustos 2012 Pazartesi
Şimdinin güzelliğine tutunmak
İnsanın arzusu bitmiyor,memnuniyet kadranı hiç yukarılara çıkmıyor.Bir zaman makinesi yapılırsa işte o zaman herkes şimdiyi,şimdide kendisine verilen nimetlerin kadrini bilecek ve "teşekkürler" diyecektir...
3 Temmuz 2012 Salı
Memnun ol(a)mamak ve memnun edememek
Hocamız "memnun" kelimesine bayılırdı ve memnun kelimesinin ne kadar güzel anlam ifade eden bir kelime olduğundan bahsederdi.Halinden memnun ,başkalarından memnun,varlıktan ve yokluktan memnun,iyi kötü her şeyden memnun,hayattan ve kendinden memnun olmak...Bütün bu memnuniyet şükrün kalbe yansıması değil de nedir?
Önce kendimize sonra sokağa bakalım.Kaç kişi hakiki anlamda memnun olmayı başarabiliyor?."Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı" diyen Yunus Emre'ye hangimiz hak vermiyoruz?
Kendimizden geçip başkalarını memnun etme ,onları hoşnut kılmaya çalışma bazen boğazımızdan katran dökülmüşçesine pişmaniyete de sebep oluyor.Eksen dünya odaklı olunca iyilikten maraz doğuyor.Böyleleri için ,kişiyi memnun etmek için yapılan tüm davranışları bir celsede hafızanın dipsiz kuyularına atanlar için yapılacak iki şey var:Onları kendi dünyalarına bir tebessümle salıverip o dünyanın boğucu iklimiyle baş başa bırakmak,diğeri bu halden de memnun olmak...
17 Mart 2012 Cumartesi
Hayat üzerine...
Bir yokluğu yaşamak hayat.Olmayan bir varlık aleminde var olma mücadelesi sessizce .Aldığımız her nefes bize sunulan sermayeden bir pare harcamaktan başka bir şey değil! İnsanın payına düşen ,yaşarken kendine biçilmiş atlası dokumak, sunulan rolü yaşam sahnesinde oynamak belki de.Kimi bu atlası uzun süre kimi kısa bir sürede dokumakta.Atlas kader çizgileriyle örülmüş,şekillenmiş.Her geçen lahza bu atlasa kalemden bir yazı dökülüyor.Yazı ezelden yazılmış.Yazan belli,bize yalnız okumak düşüyor.
Yokluk varlıkta anlam buluyorsa yaşam da ölümde anlam buluyor aslında .Gün geceyle,yaz kışla,ışık karanlıkla ve daha birçok şey zıddıyla anlam kazanıyor ve imtihan oluyor.İnsan ise yalnız kendindeki "ben" iyle anlam kazanıp imtihan oluyor.Çünkü bizden öte ve bizden ziyade bir ben var ,bir ben var bizden içre...
Binlerce yılın değişimi,dönüşümü,var oluş ve yok oluşu, günümüzün göz medeniyetine fazla bir anlam ifade etmiyor.Bizi düşündüren dünden çok yarın oluyor .Yarınlar ise daima güzeldir.Yaşanmamıştır çünkü.Yaşanmayan her gün umut ve hayallerle süslüdür... Ve bu umut ve hayal süsü perde perde veraları görmemizi,bize biçilen gerçek role kavuşmamızı engelliyor...
Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu?
Ezelden gam türabıyla yoğrulmuş bir bedendir bu. (Yavuz)
5 Mart 2012 Pazartesi
Simyonika -1-
SİMYONİKA
Bir varmış
bir yokmuş ,evvel zaman içinde kalbur saman içinde Kaf dağının ardında
şehirlerin birinde bir ilköğretim okulu varmış.Bu okulda bir sınıf varmış ki
birbirinden edepli, uslu ve akıllılarmış.Bir gün öğretmenleri onlara masal
anlatırken içlerinden biri:
-Öğretmenim,benim
elimde büyükbabamdan kalma bir masal
kitabı var.Onu bize okur musunuz ? demiş.
Öğretmen
tamam okuyalım diyerek kabul etmiş ve masal kitabından rastgele bir sayfa
açmışlar.Öğretmen masal sayfalarını bir
bir okurken kitabın içinden bir ses:
-“Masal
dünyasının sırlarını yaşamak ve öğrenmek istiyorsan birazdan size açılacak
kapıdan içeri girin! “deyince öğretmen ve tüm öğrenciler şaşırmışlar. Sonra
birden sınıfın tam ortasında kapı açılmış ve meraklı öğretmen başını bu açılan
kapıdan uzatınca gördüğü güzelliğe dayanamamış.Öğretmen kapıdan içeri
girivermiş.Öğrenciler durur mu?Bekle öğretmenim , bizler de geliyoruz,deyip
hepsi bambaşka bir dünyaya yelken açmışlar.Kapı birden kaybolmuş.
Öğretmen ve
öğrencilerin vardıkları yer daha önce hiçbir insanın görmediği , duymadığı,
hayvanların konuşabildiği, ağaçların hareket edebildiği Simyon ülkesiymiş. Bu ülke
ormanlarla kaplı,dört bir tarafından ırmakların aktığı,şelalelerin boy
gösterdiği,yağmurun ılık ılık,rüzgarın ipeksi dokunuşlarıyla dolu bir
ülkeymiş.Öğretmen ve öğrenciler çok güzel bir ülkeye geldiklerinden oldukça
mutlularmış.Derken karşılarına birden keskin dişli,sert bakışlı ,yarı kurta
yarı insana benzer bir yaratık çıkınca hepsi birden korkmuşlar.Hemen ağaçların
arkasına saklanmışlar.Ağaçların arkasından bu yaratığı izlemeye başlamışlar.Bu
yarı kurt yarı insan öğrencileri ve öğretmenleri görmemiş.Yaratık bir kayanın
başına geçip ağlamaya koyulmuş.Öğretmen ve öğrenciler çok şaşırmışlar.Bu
yaratıktan bize zarar gelmez deyip yaratıkla konuşmak için yanına
gitmişler.Öğretmen ve öğrencileri gören yaratık korkmuş ve onlardan uzaklaşmaya
başlamış.Kaçan yaratığın ardından öğretmen
“Dur ,bizden kaçmana gerek yok!” diye bağırınca yaratık durmuş ve geri
dönmüş.Öğrencilerin yanına varınca:
Murat Öğretmen ,öğrencileri ve büyükbaba az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler.Karşılarına büyük bir vadi çıkmış.Ağaçların arkasına saklanarak vadiden geçmeye karar vermişler.Çünkü Simyonika’nın casusları her yerdeymiş.Vadide ilerledikçe karşılarına daha büyük ve yaşlı ağaçlar çıkmaya başlamış...
-
Ben sizi
zalim kralın casuslarından zannettim,demiş.
Çocuklardan biri:
-
Hayır,biz
onlardan biri değiliz.Niçin burada olduğumuzu da bilmiyoruz.Burası çok güzel
bir yere benziyor,deyince yaratık:
-
“Siz yoksa
benim masal kitabımın içinden açılan kapıdan mı geçtiniz?” diye sormuş.
Öğretmen :”Evet,ama
bunu sen nereden biliyorsun?”
Yaratık :Aslında ben bir zamanlar sizin geldiğiniz yerde
tonton bir dedeydim.Torunum dünyaya gelmişti.Uzun kış gecelerinde torunuma
okumak için güzel bir masal kitabı yazmaya koyuldum.Hatta bu masal kitabımın daha iyi olması için kitaba biraz
efsun kattım.Bir gün efsunlu sözcükleri okuduğumda bana bir kapı açıldı ve o
gün bu gün buradayım.Buradan da bir
türlü kurtulamadım.Zalim kral Simyonika beni cezalandırdı ve yaratığa
dönüştürdü.Şimdi de öldürmek için köşe bucak beni aratıyor.
Bunları dinleyen Erdem birden atılmış ve:
-Bu masal kitabı bana ait
olduğuna göre yıllar önce kaybolan büyükbabam sizsiniz.Ben de sizin
torununuzum,demiş ve birbirlerine
sarılmışlar.
Bu arada öğretmen söze karışmış
ve büyükbabaya dönerek,
-Siz bu zamana kadar buradan
çıkamadıysanız biz de buradan çıkamayız,demiş.Yaratık:
-Ümitsiz olmayalım derdim ama
buradan çıkmak gerçekten zor.Aslında çıkabiliriz ama zalim kral Simyonika benim
masla ilgili hafızamı sildi.Kitabın son bölümlerini hatırlayabilseydim buradan
çıkabilirdik,demiş.Bunu duyan Samime:
-Ben bu masal kitabını daha önce Erdemden
istemiş ve kitabın son bölümlerini okumuştum.Buradan nasıl
çıkabileceğimizi biliyorum,demiş.Bunu duyan herkes sevinmiş.Sevinmiş
sevinmişler ama Samime devam etmiş :
-Öncelikle Sündiken dağlarına gidip Kaknus kuşunu uyandırmak ve
onun göstereceği suda parlayan ve üzerinde “Kötülüğü yayan karanlık alemin
kralı Simyonika’ya ölüm çöksün.”
yazılı kılıçı almak bizim ilk
işimiz olacak.Ama bu yol çok çetrefilli ve tuzaklardan oluşuyor .
Büyükbaba:
-Simyonika zalim bir
hükümdar.Ağzı her açıldığında her yere korku salar,karanlık saçar.Muhafızları
yürüyen kale gibi.Her yerde casusları var baykuş gibi.Sizin buraya geldiğinizi hemen
öğrenecektir.Ondan karanlık ormanın kara
cadıları bile korkar..Simyon ülkesinin
üç yüz yıldır bu ülkenin tek hükümdarıdır.
Erdem birden atılarak:
-Ama büyükbaba bir insan üç yüz
yıldır yaşayamaz ki, deyince :
-Sevgili torunum,masallarda
insanlar üç yüz yıl da yaşar üç bin yıl da.Bu masal kitabını ben
yazdım.Simyonika’nın ne kadar
yaşayacağını yazmamıştım kitaba. Onun çok güçlü ve zalim olduğunu ,cadıların
bile ondan korktuğunu yazmıştım.Keşke yazmasaydım.Nerden bilecektim yazdığım
kitabın büyüsüne kapılıp içine gireceğimi ,demiş.
Öğretmen Murat ise:
-Olan olmuş
büyükbaba.Samime’nin söylediklerini
dikkate almalıyız.Çünkü kitabın son bölümlerini yalnız o okumuş.Onun
söylediklerini yapmadan bu zalim hükümdardan kurtulamayız,demiş.
Samime:
-Büyükbaba ,bizim önce Sündiken
dağlarına gidip Kaknus kuşunu
uyandırmamız gerek.Ama ben Sündiken dağlarına giden yolu masal
kitabından okuduğum kadarıyla bilmiyorum,deyince:
Büyükbaba:
- Keşke Simyonika hafızamı silmeseydi de ben de
hatırlayabilseydim kurtuluş yolumuzu.
Öğretmene ve öğrencilere bir
ümitsizlik çökmüş.Üzülmüşler.
Murat Öğretmen:
-Olduğumuz yerde durmamızın bir
anlamı yok.En azından ilerleyelim.Olduğu yerde kalmak ümitsizlik girdabında
boğulmaktır,demiş.
Murat Öğretmen ,öğrencileri ve büyükbaba az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler.Karşılarına büyük bir vadi çıkmış.Ağaçların arkasına saklanarak vadiden geçmeye karar vermişler.Çünkü Simyonika’nın casusları her yerdeymiş.Vadide ilerledikçe karşılarına daha büyük ve yaşlı ağaçlar çıkmaya başlamış...
28 Şubat 2012 Salı
Hüzünler Girdabında Bir Şarkıya Tutu(l)nmak
Hüzünler girdabında boğulmak üzereyken tutunduğu bir saldı şarkılar.Gözlerinden dökülen incilerle oluşturuyordu ummanlarını ama farkında değildi bu olanların.Hele akşamları bu girdap derinleştikçe derinleşiyor,gündüz anlamsız gelen her kelime ve her ses anlamlı bir nameye dönüşüyordu. Umutluydu .Öyle olmalıydı.Bu girdaptan çıkacaktı.
Hiçbir girdap insanın üstesinden gelemeyecek kadar güçlü yaratılmamıştı zaten.
Bu bilinç,bir umut ,bir ışık ,bir şahlanış yetecekti girdaptan kurtulmasına.
Gözlerinden dökülen incilerle kendi ummanını ve girdabını oluşturuyordu.
Ne de olsa ezelden gam turabıyla yoğrulmuş bir bedendir bu diyordu...
Garipti.Seviyordu biraz da ummanlarda ,girdaplarda dolaşmayı.Hüznün sahilleri,kumsalları onu ,o da hüzün mahzunluğuna boyanmış bu alemi arıyordu ...Hayat aramaktan başka neydi zaten!
27 Şubat 2012 Pazartesi
Zamanın bir parçası...bir parça ümit...
26 Şubat 2012 Pazar
Merhaba
Bir yudum fikir ...İnsan düşüncesiyle var olan ve yücelen bir varlık.Bu sayfada hiç kimseyi ve hiçbir varlığı incitmeden duygu,düşünce ve düşlerimizi,her şeyi, ifade etmeye,bir yudum fikir oluşturmaya çalışacağız...Hoşça bakın zatınıza...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
