13 Ağustos 2012 Pazartesi

Şimdinin güzelliğine tutunmak


Geçmiş neden daha güzeldir ve geçmiş zamanları neden düşünüp mutlu oluruz?Şiirler ,şarkılar  bizi anılara alıp götürürken biraz elem ,biraz hüzün arasında geçmişe hasret çekmiyor muyuz?Geçmişte yaşanılanların arefesinde aslında "şimdi"nin sıkıntıları yok muydu?Şimdiki zamandan kaçıp kurtulmak ve daha iyiye ulaşma arzusunu o zamanlar da yaşıyorduk.Bunları irdelerken insanoğluna güzel bir nimet verildiğini ve bunun farkında olmadığımız çok belli.Geçmiş bir buzdağı ve en güzel "an"lar hep buzdağının gözüken yüzünde...Acıların üzerine inşa ediyoruz hayatımızı ve gömüyoruz soğuk suların derinlerine ...Düşündükçe veya düşledikçe geçmişin hep bu güzel parçaları aklımıza geliyor ve çoğu zaman evet çoğu zaman bu düşünme ve düşlemeler kaçırdığımız fırsatlara,yapamadıklarımıza,keşkelerimize dönüşerek isyan ediyoruz.Buzdağımızın soğuk derinliklerinde yaşadıklarımızı nisyan ederek bugüne isyan ediyoruz.Şimdimizi sevmiyor,şimdimize şükretmiyor,şimdiyle ,kendisiyle barışık bir insan olamıyoruz.
İnsanın arzusu bitmiyor,memnuniyet kadranı hiç yukarılara çıkmıyor.Bir zaman makinesi yapılırsa işte o zaman herkes şimdiyi,şimdide kendisine verilen nimetlerin kadrini bilecek ve "teşekkürler" diyecektir...

3 Temmuz 2012 Salı

Memnun ol(a)mamak ve memnun edememek


Hocamız "memnun" kelimesine bayılırdı ve memnun kelimesinin ne kadar güzel anlam ifade eden bir kelime olduğundan bahsederdi.Halinden memnun ,başkalarından memnun,varlıktan ve yokluktan memnun,iyi kötü her şeyden memnun,hayattan ve kendinden memnun olmak...Bütün bu memnuniyet şükrün kalbe yansıması değil de nedir?

Önce kendimize sonra sokağa bakalım.Kaç kişi hakiki anlamda memnun olmayı başarabiliyor?."Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı" diyen Yunus Emre'ye hangimiz hak vermiyoruz?
Kendimizden geçip başkalarını memnun etme ,onları hoşnut kılmaya çalışma bazen boğazımızdan katran dökülmüşçesine pişmaniyete de sebep oluyor.Eksen dünya odaklı olunca iyilikten maraz doğuyor.Böyleleri için ,kişiyi memnun etmek için yapılan tüm davranışları bir celsede hafızanın dipsiz kuyularına atanlar için yapılacak iki şey var:Onları kendi dünyalarına bir tebessümle salıverip o dünyanın boğucu iklimiyle baş başa bırakmak,diğeri bu halden de memnun olmak...

17 Mart 2012 Cumartesi

Hayat üzerine...


            Bir yokluğu yaşamak hayat.Olmayan bir varlık aleminde var olma mücadelesi  sessizce .Aldığımız her nefes bize sunulan sermayeden bir pare harcamaktan  başka bir şey değil! İnsanın payına düşen ,yaşarken   kendine biçilmiş atlası  dokumak, sunulan rolü yaşam sahnesinde oynamak belki de.Kimi bu atlası uzun süre kimi kısa bir sürede dokumakta.Atlas kader çizgileriyle örülmüş,şekillenmiş.Her geçen lahza bu atlasa kalemden bir yazı dökülüyor.Yazı ezelden yazılmış.Yazan belli,bize yalnız okumak düşüyor.


Yokluk varlıkta anlam buluyorsa  yaşam da ölümde anlam buluyor aslında .Gün geceyle,yaz kışla,ışık karanlıkla ve daha birçok şey zıddıyla anlam kazanıyor ve  imtihan oluyor.İnsan ise yalnız kendindeki "ben" iyle anlam kazanıp imtihan oluyor.Çünkü bizden öte  ve bizden ziyade bir ben var ,bir ben var bizden içre...
            Binlerce yılın değişimi,dönüşümü,var oluş ve yok oluşu, günümüzün göz medeniyetine fazla bir anlam ifade etmiyor.Bizi düşündüren dünden çok yarın oluyor .Yarınlar ise daima güzeldir.Yaşanmamıştır çünkü.Yaşanmayan her gün umut ve hayallerle süslüdür... Ve bu umut ve hayal süsü perde perde veraları görmemizi,bize biçilen gerçek role kavuşmamızı engelliyor...


Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu? 
Ezelden gam türabıyla yoğrulmuş bir bedendir bu. (Yavuz)




5 Mart 2012 Pazartesi

Simyonika -1-


SİMYONİKA

Bir varmış bir yokmuş ,evvel zaman içinde kalbur saman içinde Kaf dağının ardında şehirlerin birinde bir ilköğretim okulu varmış.Bu okulda bir sınıf varmış ki birbirinden edepli, uslu ve akıllılarmış.Bir gün öğretmenleri onlara masal anlatırken içlerinden biri:
-Öğretmenim,benim elimde  büyükbabamdan kalma bir masal kitabı var.Onu bize okur musunuz ? demiş.
Öğretmen tamam okuyalım diyerek kabul etmiş ve masal kitabından rastgele bir sayfa açmışlar.Öğretmen masal sayfalarını  bir bir okurken  kitabın içinden bir ses:
-“Masal dünyasının sırlarını yaşamak ve öğrenmek istiyorsan birazdan size açılacak kapıdan içeri girin! “deyince öğretmen ve tüm öğrenciler şaşırmışlar. Sonra birden sınıfın tam ortasında kapı açılmış ve meraklı öğretmen başını bu açılan kapıdan uzatınca gördüğü güzelliğe dayanamamış.Öğretmen kapıdan içeri girivermiş.Öğrenciler durur mu?Bekle öğretmenim , bizler de geliyoruz,deyip hepsi bambaşka bir dünyaya yelken açmışlar.Kapı birden kaybolmuş.
Öğretmen ve öğrencilerin vardıkları yer daha önce hiçbir insanın görmediği , duymadığı, hayvanların konuşabildiği, ağaçların hareket edebildiği Simyon ülkesiymiş. Bu ülke ormanlarla kaplı,dört bir tarafından ırmakların aktığı,şelalelerin boy gösterdiği,yağmurun ılık ılık,rüzgarın ipeksi dokunuşlarıyla dolu bir ülkeymiş.Öğretmen ve öğrenciler çok güzel bir ülkeye geldiklerinden oldukça mutlularmış.Derken karşılarına birden keskin dişli,sert bakışlı ,yarı kurta yarı insana benzer bir yaratık çıkınca hepsi birden korkmuşlar.Hemen ağaçların arkasına saklanmışlar.Ağaçların arkasından bu yaratığı izlemeye başlamışlar.Bu yarı kurt yarı insan öğrencileri ve öğretmenleri görmemiş.Yaratık bir kayanın başına geçip ağlamaya koyulmuş.Öğretmen ve öğrenciler çok şaşırmışlar.Bu yaratıktan bize zarar gelmez deyip yaratıkla konuşmak için yanına gitmişler.Öğretmen ve öğrencileri gören yaratık korkmuş ve onlardan uzaklaşmaya başlamış.Kaçan yaratığın ardından öğretmen  “Dur ,bizden kaçmana gerek yok!” diye bağırınca yaratık durmuş ve geri dönmüş.Öğrencilerin yanına varınca:


-          Ben sizi zalim kralın casuslarından zannettim,demiş.
Çocuklardan biri:
-          Hayır,biz onlardan biri değiliz.Niçin burada olduğumuzu da bilmiyoruz.Burası çok güzel bir yere benziyor,deyince yaratık:
-          “Siz yoksa benim masal kitabımın içinden açılan kapıdan mı geçtiniz?” diye sormuş.
Öğretmen :”Evet,ama bunu sen nereden biliyorsun?”
Yaratık       :Aslında  ben bir zamanlar sizin geldiğiniz yerde tonton bir dedeydim.Torunum dünyaya gelmişti.Uzun kış gecelerinde torunuma okumak için güzel bir masal kitabı yazmaya koyuldum.Hatta bu masal  kitabımın daha iyi olması için kitaba biraz efsun kattım.Bir gün efsunlu sözcükleri okuduğumda bana bir kapı açıldı ve o gün bu gün buradayım.Buradan da bir  türlü kurtulamadım.Zalim kral Simyonika beni cezalandırdı ve yaratığa dönüştürdü.Şimdi de öldürmek için köşe bucak beni aratıyor.
 Bunları dinleyen Erdem birden atılmış ve:
-Bu masal kitabı bana ait olduğuna göre yıllar önce kaybolan büyükbabam sizsiniz.Ben de sizin torununuzum,demiş ve  birbirlerine sarılmışlar.
Bu arada öğretmen söze karışmış ve büyükbabaya dönerek,
-Siz bu zamana kadar buradan çıkamadıysanız biz de buradan çıkamayız,demiş.Yaratık:
-Ümitsiz olmayalım derdim ama buradan çıkmak gerçekten zor.Aslında çıkabiliriz ama zalim kral Simyonika benim masla ilgili hafızamı sildi.Kitabın son bölümlerini hatırlayabilseydim buradan çıkabilirdik,demiş.Bunu duyan Samime:
-Ben bu masal kitabını daha önce Erdemden istemiş ve  kitabın  son bölümlerini okumuştum.Buradan nasıl çıkabileceğimizi biliyorum,demiş.Bunu duyan herkes sevinmiş.Sevinmiş sevinmişler ama  Samime  devam etmiş :
-Öncelikle Sündiken  dağlarına gidip Kaknus kuşunu uyandırmak ve onun göstereceği suda parlayan ve üzerinde “Kötülüğü yayan karanlık alemin kralı Simyonika’ya ölüm çöksün.”  yazılı  kılıçı almak bizim ilk işimiz olacak.Ama bu yol çok çetrefilli ve tuzaklardan oluşuyor .
Büyükbaba:
-Simyonika zalim bir hükümdar.Ağzı her açıldığında her yere korku salar,karanlık saçar.Muhafızları yürüyen kale gibi.Her yerde casusları var baykuş gibi.Sizin buraya geldiğinizi hemen öğrenecektir.Ondan karanlık ormanın  kara cadıları bile korkar..Simyon ülkesinin  üç yüz  yıldır  bu ülkenin tek hükümdarıdır.
Erdem birden atılarak:
-Ama büyükbaba bir insan üç yüz yıldır yaşayamaz ki, deyince :
-Sevgili torunum,masallarda insanlar üç yüz yıl da yaşar üç bin yıl da.Bu masal kitabını ben yazdım.Simyonika’nın  ne kadar yaşayacağını yazmamıştım kitaba. Onun çok güçlü ve zalim olduğunu ,cadıların bile ondan korktuğunu yazmıştım.Keşke yazmasaydım.Nerden bilecektim yazdığım kitabın büyüsüne kapılıp içine gireceğimi ,demiş.
Öğretmen Murat ise:
-Olan olmuş büyükbaba.Samime’nin  söylediklerini dikkate almalıyız.Çünkü kitabın son bölümlerini yalnız o okumuş.Onun söylediklerini yapmadan bu zalim hükümdardan kurtulamayız,demiş.
Samime:
-Büyükbaba ,bizim önce Sündiken dağlarına gidip Kaknus kuşunu  uyandırmamız gerek.Ama ben Sündiken dağlarına giden yolu masal kitabından okuduğum kadarıyla bilmiyorum,deyince:
Büyükbaba:
- Keşke Simyonika  hafızamı silmeseydi de ben de hatırlayabilseydim kurtuluş yolumuzu.
Öğretmene ve öğrencilere bir ümitsizlik çökmüş.Üzülmüşler.
Murat Öğretmen:
-Olduğumuz yerde durmamızın bir anlamı yok.En azından ilerleyelim.Olduğu yerde kalmak ümitsizlik girdabında boğulmaktır,demiş.

Murat Öğretmen ,öğrencileri ve büyükbaba  az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler.Karşılarına büyük bir vadi çıkmış.Ağaçların arkasına saklanarak vadiden geçmeye karar vermişler.Çünkü Simyonika’nın casusları her yerdeymiş.Vadide ilerledikçe karşılarına daha büyük ve yaşlı ağaçlar çıkmaya başlamış...

28 Şubat 2012 Salı

Hüzünler Girdabında Bir Şarkıya Tutu(l)nmak



Hüzünler girdabında boğulmak üzereyken tutunduğu bir saldı şarkılar.Gözlerinden dökülen incilerle oluşturuyordu ummanlarını ama farkında değildi bu olanların.Hele akşamları bu girdap derinleştikçe derinleşiyor,gündüz anlamsız gelen her kelime ve her ses anlamlı bir nameye dönüşüyordu.     Umutluydu .Öyle olmalıydı.Bu girdaptan çıkacaktı.

Hiçbir girdap insanın üstesinden gelemeyecek kadar güçlü yaratılmamıştı zaten.
Bu bilinç,bir umut ,bir ışık ,bir şahlanış yetecekti girdaptan kurtulmasına.


Gözlerinden dökülen incilerle kendi ummanını ve girdabını oluşturuyordu.
Ne de olsa ezelden  gam turabıyla yoğrulmuş bir bedendir bu diyordu...
Garipti.Seviyordu biraz da ummanlarda ,girdaplarda dolaşmayı.Hüznün sahilleri,kumsalları onu ,o da hüzün mahzunluğuna boyanmış bu alemi arıyordu ...Hayat aramaktan başka neydi zaten!

27 Şubat 2012 Pazartesi

Zamanın bir parçası...bir parça ümit...



Kırık bir hayatın son demlerinde , yeniden hayata tutunmak kadar anlamsızdı sözleri.Ölüm döşeğindeki bir ihtiyarın sonraki günü için ümidi neyse o kadar ümitliydi hayatta.Bir çürük sal gibi, rüzgar ve   dalgalar onu nereye savurursa    oraya savrulacak bir   haldeydi geçmiş ve geleceği...

26 Şubat 2012 Pazar

Merhaba


Bir yudum fikir ...İnsan düşüncesiyle var olan ve yücelen bir varlık.Bu sayfada hiç kimseyi ve hiçbir varlığı incitmeden duygu,düşünce ve düşlerimizi,her şeyi, ifade etmeye,bir yudum fikir oluşturmaya  çalışacağız...Hoşça bakın zatınıza...