17 Mart 2012 Cumartesi

Hayat üzerine...


            Bir yokluğu yaşamak hayat.Olmayan bir varlık aleminde var olma mücadelesi  sessizce .Aldığımız her nefes bize sunulan sermayeden bir pare harcamaktan  başka bir şey değil! İnsanın payına düşen ,yaşarken   kendine biçilmiş atlası  dokumak, sunulan rolü yaşam sahnesinde oynamak belki de.Kimi bu atlası uzun süre kimi kısa bir sürede dokumakta.Atlas kader çizgileriyle örülmüş,şekillenmiş.Her geçen lahza bu atlasa kalemden bir yazı dökülüyor.Yazı ezelden yazılmış.Yazan belli,bize yalnız okumak düşüyor.


Yokluk varlıkta anlam buluyorsa  yaşam da ölümde anlam buluyor aslında .Gün geceyle,yaz kışla,ışık karanlıkla ve daha birçok şey zıddıyla anlam kazanıyor ve  imtihan oluyor.İnsan ise yalnız kendindeki "ben" iyle anlam kazanıp imtihan oluyor.Çünkü bizden öte  ve bizden ziyade bir ben var ,bir ben var bizden içre...
            Binlerce yılın değişimi,dönüşümü,var oluş ve yok oluşu, günümüzün göz medeniyetine fazla bir anlam ifade etmiyor.Bizi düşündüren dünden çok yarın oluyor .Yarınlar ise daima güzeldir.Yaşanmamıştır çünkü.Yaşanmayan her gün umut ve hayallerle süslüdür... Ve bu umut ve hayal süsü perde perde veraları görmemizi,bize biçilen gerçek role kavuşmamızı engelliyor...


Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu? 
Ezelden gam türabıyla yoğrulmuş bir bedendir bu. (Yavuz)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder